Halk
ÇOKLUK’TAN OLUŞAN BİR’LİK
Göçmenlik modeli ve etnik bileşim
Amerikan halkının öyküsü, göçmenlik ve çeşitlilik üzerine kurulmuştur. Birleşik Devletler
toprakları bugüne kadar, çoğu ülkeden daha fazla –toplam 50 milyon- göçmen kabul
etmiştir. Ve halen ülkeye yılda 500,000 ile 1 milyon arasında göçmen gelmektedir. Eskiden
çoğu Amerikalı yazar “bir potada erime” fikrini yüceltirdi.
Bu; göçmenlerin, eski adetlerini bırakıp Amerikan tarzı yaşamı benimsemeleri anlamına
geliyordu. Örneğin, göçmen çocukları ana dil olarak ailelerinin dilini değil İngilizceyi
öğreniyorlardı. Ama son dönemde, Amerikalılar, çeşitliliğe daha çok değer vermeye
başladılar.
Etnik gruplar kültürel miraslarını yeniden canlandırmaya ve yaşatmaya başladı.
Göçmen çocukları artık iki ana dil öğrenerek yetişiyor.
AMERİKAN YERLİLERİ
Geçmişi 20 bin yıl öncesine kadar uzanan ilk Amerikan göçmenleri, kıtalararası gezginlerdi.
Hayvan sürülerinin peşine düşen avcılar ve onların aileleri, bugün Bering Boğazı olan geçidi
aşarak Asya’dan Amerika’ya ulaştılar. İspanya’dan gelen Christopher Columbus, 1492
yılında Yeni Dünya’yı keşfettiğinde, bugün Birleşik Devletler adıyla bilinen bölgede 1,5
milyon Amerikan yerlisi yaşamaktaydı. Ancak bu rakam konusundaki tahminler çok
çeşitlidir. Columbus, Bahama Adaları’nda San Salvador’da karaya çıktı. Ama burayı
Hindistan sandığı için bölgeye Indies adını verdi. (Amerikan Yerlileri’ni de Hintliler anlamına
gelen Indians –Kızılderililer- olarak adlandırdı.)
Bunu izleyen 200 yıl içinde çeşitli Avrupa ülkelerinden pek çok kişi, Columbus’un ardından
Atlantik Okyanusu’nu aşarak Amerika’yı keşfe geldi. Ticaret merkezleri ve koloniler
kurdular. Bu insan akını nedeniyle, Amerikan yerlileri büyük acılar yaşadı. Baskı, savaş ve
antlaşmalar sonucunda, ülke toprakları, Kızılderililer’den Avrupalılar’a, ardından da
Amerikalılar’ın eline geçti. Yeni gelenler batıya ilerledikçe, yerliler sürekli onlara yer açtılar.
19. yüzyılda hükümet, Yerli “sorunu”nu çözmek için bir yol buldu. Kabileler, belli bölgelerde
ve “rezervasyon” adı verilen topraklarda yaşamaya zorlanacaktı. Bazı kabileler, yaşadıkları
toprakları vermemek için mücadele etti. Çünkü rezervasyon bölgesindeki topraklar verimli
değildi ve yerliler hükümet desteğine bağımlı olmak zorunda kalacaktı. Yoksulluk ve işsizlik,
Amerikan Yerlileri için bugün hâlâ süregelen bir sorundur.
Toprak savaşlarının yanısıra Amerikan Yerlileri, Eski Kıta’dan taşınan hastalıklarla da
yüzyüze geldiler.
Bu hastalıklara karşı bağışıklıkları bulunmadığı için ağır kayıplar verdiler.
1920 yılında sayıları 350,000’e kadar düştü. Bazı kabileler tümüyle yok oldu. 1804-1806
yılları arasında Meriwether
Lewis ile Willaim Clark’a, Amerika’nın kuzeybatısındaki vahşi toprakların keşfinde yardım
eden Kuzey Dakota’daki Mandan Kabilesi de bunlardan biriydi. Diğer kabileler kültürlerinin
önemli bölümünü ve dillerini yitirdi. Yine de Amerikan Yerlileri, uyum sağlama yeteneğine
sahip olduklarını kanıtladılar. Bugün sayıları 3 milyonu bulmuştur. (Toplam ABD nüfusunun
% 0.9’u ve şu anda, bu sayının sadece 3’te biri rezervasyonlarda yaşamaktadır.)
Amerika’daki pek çok bölgenin adı yerli sözcüklerinden türemiştir. Örneğin Massachusetts,
Ohio, Michigan, Mississippi, Missouri ve Idaho. Avrupalılar, bugün dünyanın belli başlı gıda
maddeleri olan ürünlerden çoğunu üretmeyi yerlilerden öğrenmiştir. Örneğin mısır,
domates, patates ve tütün. Nehir kanoları, kar ayakkabıları ve mokasen ayakkabı da yerli
icatları arasındadır.
ALTIN KAPI
Birleşik Devletler topraklarına ilk yerleşenler arasında en kalabalık etnik grup İngilizlerdi.
Böylece hakim dil İngilizce oldu. Ama diğer ulus dilleri de İngilizceyi takip etti. Kolonilerde,
devrimi savunan kesimin önde gelenlerinden olan İngiliz asıllı Thomas Paine 1776’da şöyle
yazmıştı: “Amerika’nın anayurdu Avrupa’dır. İngiltere değil”. Bu sözler, sadece Büyük
Britanya’dan gelen grupları değil, İspanya, Portekiz, Fransa, Hollanda, Almanya ve İsveç
göçmenlerini de tanımlıyordu. Bununla birlikte 1780 yılında her 4 Amerikalı’dan 3’ü ya
İngilizdi ya da İrlanda kökenliydi.
ABD’ye ilk büyük göçmen dalgası 1840 ile 1860 yılları arasında geldi. Avrupa genelinde
yaşanan açlık, kıtlık, nüfus artışı ve siyasi huzursuzluk yüzünden her yıl yaklaşık 5 milyon
kişi anayurdunu terketmek zorunda kalıyordu. İrlanda’da, zararlı bir küf mantarı yüzünden
bütün patates mahsulü yok olmuştu. 750,000 kişi açlıktan ölmüştü. Sağ kalanların çoğu göç
etti. Sadece 1847’de, bir yıl içinde İrlanda’dan Birleşik Devletler’e göç eden kişi sayısı
118,120’ye ulaşmıştı. Bugün Amerika’da, 39 milyon İrlanda kökenli nüfus bulunmaktadır.
Alman Konfederasyonu’un 1848-49 Devrim’i başarısızlığa uğrayınca halkın çoğu göç etti.
Amerikan İç Savaşı (1861-65) sırasında federal hükümet, ordu birliklerindeki subay açığını
kapatmak için Avrupa’dan, özellikle de Almanya’dan göçü destekliyordu. Orduda görev
almalarının karşılığında, bu kişilere toprak veriliyordu. 1865 yılında Birlik Ordusu’ndaki
askerlerin 5’te biri savaş göçmeniydi. Bugünkü Amerikalı’ların %22’si Alman kökenlidir.
Yahudiler, 1880 yılından başlayarak büyük gruplar halinde Birleşik Devletler’e gelmeye
başladılar. Bu göç, Doğu Avrupa’da vahşet ve kıyıma maruz kaldıkları 10 yıllık döneme
denk gelmektedir. Bunu izleyen 45 yıl içinde, Birleşik Devletler’e 2 milyon Yahudi geldi.
Bugün, Yahudi asıllı
Amerikan nüfusu 6 milyondan fazladır.
19. yüzyılın sonlarındaki yoğun insan akını yüzünden hükümet, New York Limanı’ndaki Ellis
Adası’nda özel bir ‘kabul limanı’ devreye soktu. Limanın açıldığı 1892 ile kapatıldığı 1954
yılları arasında Ellis Adası, 12 milyon kişi için giriş kapısı oldu. Bugün, Özgürlük Heykeli’nin
bir parçası olarak kabul edilmekte ve Ulusal Anıt olarak korunmaktadır.
Fransa’nın 1886’da ABD halkına armağan ettiği Özgürlük Heykeli; New York Limanı’nda,
Ellis yakınındaki bir ada üzerinde yükselmektedir. Çoğu göçmen, yeni anayurduna
vardığında ilk olarak onu görür. Heykelin tabanındaki bir plakâya şair Emma Lazarus’un şu
dizeleri kazılıdır.
“Bitkin düşmüşleri,
Zavallıları ver bana.
Özgürce soluk almaya hasret,
Biçare kalabalığı getir.
Sefillere yer yok,
Bereketli kıyılarında.
Bana evsizleri gönder,
Fırtınanın savurduklarını.
Sana fenerimi tutuyorum,
Altın Kapı’nın yanında”.
GÖNÜLSÜZ GÖÇMENLER
Kuzey Amerika’ya gelen göçmen akınının arasında gönülsüz bir grup vardı.
Bunlar, 1619 ile 1808 yılları arasında
köle olarak getirilen Afrikalılardı.
Köle getirmek 1808 yılında yasaklandı.
Ama özellikle tarlada yoğun iş gücü gerektiren zirai bölgelerde yani Güney’de köle sahibi
olma geleneği devam etti.
Köleliğe son verme süreci 1861 Nisan’ında Kuzeyin özgür eyaletleriyle, köleliği sürdüren ve
Birlik’ten ayrılan 11 Güney Eyaleti arasında İç Savaş patlak verdiğinde başladı. 1 Ocak,
1863’te savaşın ortalarına doğru, Başkan Abraham Lincoln, Köleliği Kaldırma Yasası’nı
yayınladı. Ve Birlik’ten ayrılan eyaletlerde de köleliği sona erdirdi. Anayasa’nın 13.
maddesinin kabulüyle kölelik, 1865 yılında tüm ülkede kaldırılmış oldu.
Köleliğin sona ermesinden sonra bile Amerikan zencileri, ırk ayrımına ve eğitimde
eşitsizliğe maruz kaldılar.
Bunun üzerine siyah ırk, kendine yeni fırsatlar yaratabilmek için iç göçü başlattı. Güney’deki
kırsal bölgelerden Kuzey’deki şehirlere geldiler. Ama şehirdeki zencilerin çoğu iş bulamadı.
Yasalar ve adetler gereği beyazlardan ayrı bölgelerde, “Geto” adı verilen bakımsız kenar
mahallelerde yaşamak zorunda kaldılar.
1950’li yılların sonunda ve 1960’ların başında Afrika kökenli Amerikalılar, ırk ayrımına son
verilmesi ve yasalar önünde eşit olmak için Dr Martin Luther King’in öncülüğünde, şiddet
içermeyen gösteri ve boykot eylemleri başlattılar.
Bu eylemler, her tür ırka mensup 200,000’den fazla kişinin, Washington D.C.’de, Lincoln
Anıtı önünde toplandığı 28 Ağustos 1963 günü doruğa ulaştı. King şöyle diyordu: “Benim
hayalim şu. Bir gün, eski kölelerin ve köle sahiplerinin oğulları, Georgia’nın kızıl tepelerinde
kardeşlik sofrasında birlikte oturacaklar. 4 küçük çocuğum, derilerinin rengiyle değil kişilik
özellikleriyle değerlendirildikleri bir toplumda yaşayacaklar”.
Bu tarihten kısa süre sonra Birleşik Devletler Kongresi, zencilere, oy hakkı veren, iş
konusunda ayrımcılığı yasaklayan, eğitim ve toplum hizmetlerinden eşit şekilde
yararlanmalarını sağlayan yasaları kabul etti.
Bugün, Birleşik Devletler nüfusunun %12,3’ünü Afrika kökenli Amerikalılar oluşturmaktadır.
Geçtiğimiz 20-30 yıl içinde zenci orta sınıfı, büyük hamleler yaptı ve gelişti. 2001 yılında
çalışan zenci nüfusunun % 38’i, hizmet sektöründe ya da işçi olarak değil değil, beyaz yaka
işlerinde, yani idari işlerde, uzmanlık alanlarında ve yönetici seviyelerde görev alıyordu.
Yine aynı yıl, liseden mezun olan zencilerin % 56’sı üniversiteye başladı.
Bu oran 1983 yılında % 38 idi. Ancak yine de zencilerin ortalama geliri beyazlarınkinden
düşüktür. Ve özellikle genç zenciler arasındaki işsizlik oranı, beyazlarınkinden yüksektir. Ve
zenci Amerikalıların çoğu kenar mahallelerdeki yoksulluk, uyuşturucu ve suç üçgeni içinde
kapana kısılmış durumdadır.
Son yıllarda vatandaşlık hakları tartışması yön değiştirdi. Ayrımcılığa karşı olan yasalar
sayesinde zenciler düzenli biçimde aşağı sınıftan orta sınıfa yükselmektedirler. Bu durum;
‘geçmişteki ayrımcığın izlerini tümüyle silmek için yasal bazı düzeltmeler gerekir mi?’
tartışmasını başlattı. “Pekiştirici Atılımlar” adı verilen bu program,
iş yerlerinde belli sayıda zenci (ya da diğer azınlık mensubu) çalıştırma zorunluğu, okullara
belli sayıda azınlık mensubu öğrenci alma mecburiyeti, ve azınlık temsilcilerinin de
seçilmesini sağlamak için kongre temsilcilerinin seçildiği bölgelerin sınırlarını yeniden
belirlemek gibi konuları içermektedir.
1990 yılından bu yana söz konusu programların gerekirliği, etkili ve adil olup olmadığı
yoğun olarak tartışılmaktadır.
Son 20-30 yıl içinde en büyük değişiklik Amerika’daki beyaz halkın tutumunda görülmüştür.
Martin Luther King’in “bir hayalim var” başlıklı konuşmasının üzerinden en az bir kuşak
geçti. Genç Amerikalılar tüm ırklara saygı duyuyor ve zenciler, sosyal yaşamda giderek
daha çok kabul görüyorlar.
DİL VE MİLLİYET
Bugün Amerika’nın bir kentinde sokakta yürürken, İspanyolca konuşulduğunu duymak çok
doğaldır. 1950 yılında Amerika’da, İspanyolca konuşulan ülkelerden gelmiş olan kişi sayısı
4 milyondan azdı. Bugün bu sayı 35 milyon civarındadır. “Hispanik” lerin
% 50’si Meksika kökenlidir. Geri kalan % 50 ise El Salvador, Dominik Cumhuriyeti ve
Colombia gibi ülkelerden gelmiştir.
Hispanik nüfusun yoğun olduğu Texas, New York, Illinois ve Florida gibi eyaletlere ise
Castro rejiminden kaçan Kübalılar yerleşmiştir. Miami’de, şehrin en büyük gazetesi olan
Miami Herald, hem İngilizce hem de İspanyolca olarak basılmaktadır.
Amerikan şehirlerinde İspanyolcanın yaygın olması, dil konusunda bir tartışma başlatmıştır.
İngilizce konuşan bazı kesimler, Kanada’yi örnek göstererek, iki ayrı dilin varlığının
(İngilizce ve Fransızca) eyaletlerin ayrılmasına sebep olduğuna işaret etmektedir. Ve bir
yasayla,
ülkenin resmi dilinin İngilizce olduğunun belirtilmesini istemektedirler.
Diğer kesim ise bu yasanın gereksiz olduğunu hatta zarar vereceğini savunmaktadır.
Amerika ile Kanada’nın farklı olduğunu söylemektedirler. “Örneğin, Kanada’da, Fransızca
konuşanların çoğu Quebec çevresinde yaşıyor. Oysa Birleşik Devletler’de İspanyolca
konuşanlar, tüm bölgelere yayılmış durumdadır. Ayrıca İsviçre’de birkaç dil konuşuluyor
olması ulusal birliğe zarar vermemiştir. İngilizcenin resmi dil olarak kabulü, diğer dilleri
konuşanların göze batmasına sebep olacak ve günlük hayatlarını zorlaştıracaktır”
demektedirler.
YENİ GELENLERİN SINIRLANMASI
Özgürlük Anıtı yeni gelenlerin yolunu aydınlatırken, Amerikanın yerli halkı, ülkeye çok fazla
göçmen kabul edildiğinden endişelenmeye başlıyordu. Bazısı kültürlerinin tehdit altında
olmasından ve işini kaybetmekten korkuyordu. Çünkü yeni gelenler düşük ücretle çalışmayı
kabul ediyordu.
1924 yılında Kongre, Johnson-Reed Göçmenlik
kanununu kabul etti. Ve Birleşik Devletler, ilk kez olarak, hangi ülkeden kaç göçmen
alınacağı konusuna sınırlama getirmiş oldu. Bu sayı, o ülkeden kaç kişinin halihazırda
ABD’de yaşıyor oluşuna göre belirlenecekti. Yani sonuç olarak ileriki 40 yıl içinde ülkeye
kabul edilen göçmen sayısı Avrupa’dan ve Kuzey Amerika’dan gelecekti
1924 yılındaki yasaya göre Asyalı göçmenleri kapsam dışı bırakılmıştı.
Batı Amerika’da yaşayanlar, Çinliler ve diğer Asyalılar yüzünden işlerini kaybetmekten
ürküyorlardı. Asya kökenlilere karşı ayrımcılık hızla yayılmaya başladı. Çinli göçmenleri
kapsam dışı bırakan yasa 1943 yılında iptal edildi. 1952’de, bütün ırklara mensup kişilerin
ABD vatandaşı olmasına izin veren yasa kabul edildi.
Asyalı Amerikalılar bugün, ülkede en hızlı büyüyen etnik gruplardan biridir. ABD’de yaklaşık
10 milyon Asya kökenli kişi yaşamaktadır. Asya kökenli Amerikalılar, ülkeye yakın
zamanda gelmiş oldukları halde etnik grupların içinde en başarılı olanlardan biridir. Diğer
etnik gruplara göre gelir düzeyleri daha yüksektir. Çocuklarının büyük bölümü en iyi
Amerikan üniversitelerinde öğrenim görmektedir.
YENİ BİR SİSTEM
1965, eski göçmenlik modelininin sarsıldığı yıl oldu. ABD, göçmen vizesini, başvuru
sırasına göre vermeye başladı. Ulusal kotaların yerini yarıküre kotaları aldı. ABD’de
akrabaları bulunanlara ve ülkedeki işgücü eksiğini kapatacak olan meslek uzmanlıklarına
öncelik tanındı. 1978’de Kongre, yarıküre önceliğinden vazgeçti. Kapılarını biraz daha
açarak dünyanın her yerinden göçmen almaya başladı. Örneğin 2000 yılında gelen
göçmenlerin sayılarına göre ilk 10 sıralaması şöyleydi. Meksika (173,900), Çin (45,700),
Filipinler (42,500), Hindistan (42,000), Vietnam (26,700), Nikaragua (24,000), El Salvador
(22,600), Haiti (22,400), Küba (20,800) ve Dominik Cumhuriyeti (17,500).
ABD diğer ükelerden daha fazla göçmen almaya devam etmektedir. 2000 yılında ABD’de
28 milyondan fazla yabancı kökenli vatandaş vardı. 1990’da yeniden düzenlenen göçmen
yasası sayesinde her yıl 675,000 yeni göçmen gelmektedir. Bu sayıya, özel sınıflamalara
giren kişiler dahil değildir.
Zaten yasanın amacı hem uzman ve meslek sahibi kişileri hem de geçmiş yıllarda
Amerika’ya az göçmen gönderen ülkeleri cezbetmektir. Bu da, vizelerde çeşitliliğe gidilerek
sağlanmaktadır. 2000 yılında ülkeye gelen 50,000 kişi, göçmen profilini çeşitlendirmek
amacıyla çıkartılan 3 yasanın birinden yararlanmıştır.
YASADIŞI GÖÇMENLER
ABD Göçmenlik ve Uyruğa Kabul Servisi’nin tahminlerine göre, ülkede resmi izni olmadan
yaşayan 5 milyon kişi bulunuyor. Bu sayıya her yıl 275,00 kişi eklenmektedir. Yerli
Amerikalılar ve resmi göçmenler, yasadışı göçmen sorununa endişeyle bakıyor. Yasadışı
göçmenlerin (onlara “yasadışı yabancılar” da deniyor) genç nüfusun ve özellikle azınlıkların
işlerini ellerinden aldığına inanıyorlar. Ayrıca yasadışı yabancılar, halkın vergileriyle ayakta
duran sosyal hizmetlere fazladan yük olmaktadırlar.
Kongre, yasadışı yabancılarla başa çıkabilmek için 1986’da Göçmen Yasası’nı yeniden
düzenledi. 1982 yılından beri ülkede yaşayanlara, ömür boyu resmi oturma izni için
başvurma hakkı tanındı. 1990 yılında yaklaşık 900,000 kişi bu haktan yararlandı. Yasa
ayrıca, izinsiz göçmenlerle mücadeleye sıkı tedbirler koydu. Bilerek böyle kişileri çalıştıran
iş yeri sahiplerine cezalar getirdi.
MİRAS
Düzenli bir şekilde Amerika kıyılarına ulaşan insan akınının, Amerikan karakteri üzerinde
derin etkisi olmuştur. İnsanın anayurdunu bırakıp yeni bir ülkeye göç etmesi cesaret ve
esneklik gerektirir. Amerikan halkı, yenilikleri deneme, risk almaya gönüllü olma,
bağımsızlık ve iyimserlik özellikleriyle tanınır. Eğer, aileleri uzun süredir ülkede yaşayan
Amerikalılar, maddi konforu ve siyasi özgürlükleri doğal bir şeymiş gibi görmeye kalkarlarsa,
göçmenler onlara, bu ayrıcalıkların ne kadar önemli olduğunu
hatırlatıyorlar.
Ayrıca göçmenler, kendi kültürlerini taşıyarak Amerikan toplumunu zenginleştiriyorlar. Çoğu
siyah Amerikalı bugün, Afrika geleneği olan “Kwanzaa”nın yanısıra Noel’i de kutluyor.
Hispanik Amerikalılar Cinco de Mayo’da (5 Mayıs) sokak şenlikleri ve kutlamalarla
geleneklerini sürdürüyor. Amerikan kentlerinin her yerinde etnik lokantalar bulunmakta.
İrlanda göçmeni bir ailenin torunu olan Başkan John F. Kennedy eski ile yeninin bileşimini
şöyle açıklamıştı.
“Amerika, herkesin yeni bir hayata eşit koşullarda başladığı bir göçmen topluluğudur.
Amerika’nın sırrı buradadır. Eski gelenekleri, taze belleklerinde taşıyan ve yeni sınır
boylarını keşfetme cesaretine sahip insanlardan oluşan bir ulus”.
